Keşif



Keşfetmek insanoğluna her zaman büyük bir mutluluk vermiştir. Bir şeyleri bulmak, anlamak, öğrenmek her zaman bizlere biz haz verir. Bazı kişiler ilginç tezleri savunur Dünyada keşfedilecek yer mi kaldı bunun ne kadar yanlış bir düşünce olduğunu hemen anlamışsınızdır.

Siz keşfetmeye karar verdinizse keşfedilecek yer bitmez üstelik bilmediğiniz, görmediğiniz he yer sizin için bir bilinmeyendir öncelikle buradan görmediğiniz yerlerden keşfetmeye başlayabilirsiniz. Örneğin Akdeniz’de yaşayan birisi daha Akdeniz’i bilmediğini görmediği yer olduğunu birkaç dakikalık sohbetten bile anlayabilirsiniz.
 
Yaklaşık 6 yıldır yürüyorum Türkiye’nin birçok dağında, yaylasında yürüdüm ama hala görmediğim yerler olduğunu hem de İstanbul’da yanı başımızda gözümüzden kaçan yerler olduğunu gördüm. Keşif içimizde olmalı çıkıp ayda, marsta keşfe çıkacak kadar en azından Türkiye gelişmedi öncelikle içinde var olduğumuz coğrafyayı keşfetmek gerekir diye düşünüyorum.
 
Doğu Karadeniz’de Doğu Anadolu’da hala ayak basılmayan o kadar çok yerler var ki Daha Fırtına deresini bile tam anlamıyla gezdiğimiz söylenemez gezen de çok az parmakla sayılacak kadar olduğunu bilmenizde fayda var.
 
Yürümek özgürlüktür ilk birkaç yürüyüşünüzde yorgunluk olacak ağrılar olacak ama daha sonralarında sizlere yürümek adeta ilaç gibi gelecek. Yürümenin her dalı çok keyifli geçer ülkemizde en çok bilinden trekkinge talepler her geçen gün artmaktadır. Gönül istiyor ki bu talep daha da artsın herkes bu işten zevk alsın en azından elimizde kalan azda olsa doğal güzelliklerimizi yakından tanısın.
 
Şimdi kendinize bir soru sorun “nereleri keşfetmeliyim?” ve bu soruyu cevaplamak için kendinize az bir zaman verin bu zaman içerinde anlayacaksınız ki maddi gücünüz yoksa bile bu ilke içerisinde o kadar çok görülmesi, keşfedilmesi gereken yer var ki. Sanırım bu soruyla birlikte daha cevap vermeden bunu anlayacaksınız. İlk yürümeye başladığım zamanlar aklıma geliyor hatta daha öncesinde bisiklet ile Fethiye’den Üzümlü’ye giderdim yol dik rampa ve yorucu birde yoldan giden araçların üzerime üzerime araçları sürmesi beni çilen çıkarıyordu ama her şeye rağmen gidip geliyordum Her gün iş çıkışı bu yolda pedal çeviriyordum. Maddi gücüm olmadığı için çok uzaklara gidemiyordum çalışmak zorundaydım bir zaman sonra hep aynı parkurda pedal çevirmektense yürümeyi tercih ettim. Trekking konusunda hiç bilgim yoktu Fethiye’de tüm mağazaları gezerek kendime malzemeler aldım sırt çantası, bot vs gibi.
 
İlk yürüyüşüm Fethiye Kadıköy yakınlarından Camialanı yaylasına olmuştu. Kadıköy yakınlarında dolmuştan indim çantamı sırtladım ve başladım bir Cuma akşamüstü yürümeye. Zaten birkaç saat yürümeden akşam olmuştu Bağlıağaç köyü yakınlarında orman içersine çadır kurdum geceyi bu küçük ama şirin çadırda geçirdim çam ormanları ile kaplıydı kaldığım yer ateş yakmamak için yanıma aldım konserveler ile yemek ihtiyacımı giderdim. Mutluydum çünkü keşfediyordum. Sabahın ilk ışıklarıyla yürüyüşüme tekrar başladım arada kısa molalar veriyor ama asla ana yola çıkmıyor mümkün olduğu kadar orman içersinden gidiyordum.
 
Akşam üstü Kızılcagölcük denen bir küçük yaylaya varabildim ama yolum daha çok olduğunu anlayabiliyordum aslında birazda yavaş ilerlemiştim yine geceyi burada geçirdim yanıma aldığım sucukları ateşte pişirdim ve yemek ihtiyacımı giderdim. Sabah erkenden tekrar yola koyuldum öğleden sonra Camialanı yaylasına vardım müthiş bir yerdi ama ben ilk geliyordum keşfediyordum günün kalan kısmını çevre dağlara tırmanarak geçirdim ertesi sabah yola koyuldum. Bu defa Bağlıağaç Arsa yoluna inerek dolmuşa binmem gerekiyordu işe geç kalmamak için.
 
Kısacası siz istekçe keşif var olur keşfedilecek yer bitmez. Esen kalın